handsome85m.sitemynet.com
Anasayfam Kadının İslam Daki Yeri FIKRALAR ARAYIŞ Kadın ve Erkeklerin reddetme sebebleri.. Kadınları Etkilemek için Ne Yapmalı kadınlar Üstü Kapalı Cümleler KIZ ÇEŞİTLERİ HAYAT SÖZLÜGÜ Arkadaşlarıma Tavsiyeler Kadınlar Aldatılsa
Ne Yaparmış
Atasözlerimizdeki
TEZATLAR
Türk Kadını Artık Büyümüşsünüz PRoFeSÖRÜN ÇÖKÜŞÜ Cinsel İlişki de ne Yapmalı Aşk,Akıl ve İlginç Şeyler Konuk defterim ve Dost Sitelerim

Kadının İslam Daki Yeri

Kadının İslâm'daki yeri, feminizmin yayıldığı 20'nci asra kadar herhangi bir problem oluşturmamıştır. Gerek Kur'an-ı Kerim'e, gerek Peygamber Efendimiz'in uygulamalarına, gerekse İslâm tarihine baktığımızda, her zaman, her yerde karşılaşılabilecek, fertlerin hatasından kaynaklanan bir takım suistimaller dışında, kadının en muallâ mevkii İslâm'la kazandığı görülür. Nasıl, anne-babanın ayrı bir ihmale, daha başka insanî değerlerin başka bir ihmale uğradığı, aile hayatının ve toplumda gerçek sevgi ve saygının büyük çöküntü yaşadığı modern çağlarda "Anneler Günü, Babalar Günü" gibi bir takım merasimvari günlerle anne ve baba hatırlanmaya çalışılıyorsa, aynı şekilde, kadının da, sanki toplumda ve ailede ayrı bir varlık gibi ele alınıp değerlendirilmesi, bir takım maksatlar dışında, esasen kadının İslâm dışı toplumlarda uğradığı haksızlığı gösteren bir vakıadır. Yoksa İslâm tarihinde ve toplumlarında böyle bir problem yaşanmamış, bu da, pek çok modern problem gibi ithal eseri olarak İslâm toplumlarına sirayet etmiştir.

Değerlendirme hataları ve adalet, eşitlik, aynılık
İslam'ın kadına tanıdığı mevkii anlamak için, aslında ona İslâm'dan önce ve sonra başka toplumlarda nasıl davranıldığına bakmaya da gerek yoktur. Bazı Müslümanlar yazarlar, belki karanlığın yanında aydınlığı, menfinin yanında müsbeti daha parlak gösterme maksadıyla böyle bir yaklaşımda bulunuyor olsa da, bu tavır, bazılarında "özür dileyici" bir bakış açısını da yansıtabilmektedir. İslâm, bütünüyle mükemmellikler dini olarak, her meselesinde olduğu gibi, kadın konusunda da, başka sistemlerle karşılaştırma yapılarak "tezkiye edilme"ye asla muhtaç değildir. İslâm'ın herhangi bir hükmünün vurulacağı bir mihenk kimsenin elinde yoktur. Bütün başka düşünce ve sistemler ancak İslâm karşısında ifade ettikleri değerle kıymet kazanırlar.

İslâm'la ilgili diğer meselelere olduğu gibi, kadın konusuna da parçalı bir yaklaşım, bu hususta yapılan hatalardan bir diğeridir. İslâm, kendi içinde bir bütündür ve onun her bir unsuru, bu bütünün içinde ve onun hem bütünle, hem de onu oluşturan diğer parçalarla olan münasebetleri içinde değerlendirilmelidir. Yoksa, İslâm'ın herhangi bir meselesini, başka sistemlerin terazisinde, onların hakim olduğu bir zeminde tartmaya kalkmak, İslâm'a vurulabilecek en büyük darbelerdendir.

Günümüzde kadın konusu ele alınırken düşülen tuzaklarda biri de, kadın-erkek eşitliği iddiasıdır. Birbirinden aynı anda farklı olan iki şey, o anda birbiriyle eşit olamaz. Ne kadın erkeğin, ne de erkek kadının eşitidir. Birbiriyle aynı olmayan iki şeyi birbiriyle eşitlemek, elmalarla armutları toplamak gibidir. Kadın ile erkek birbirinin eşiti değil, karşılıklı üstün olan ve olmayan taraflarıyla, toplumda, hayatın bütününde ve ailede vazife, sorumluluk, yetki ve haklar açısından birbirini tamamlayan yanlarıyla, bir "yap-boz"u oluşturan iki parça gibi birbirine geçmelerle bir bütünü meydana getiren iki parçadır. Bu bakımdan, önemli olan, eşitlik değil, her iki cinse de, fizyolojisinin, psikolojik yapısının, aile ve toplum bütünlüğü içindeki işbölümünün gerektirdiği sorumluluğu vermektir. Veya, gerçek eşitlik, meseleye böyle yaklaşmadadır. Diğer tür bir yaklaşım ise eşitlik değil, aynılıktır; bu da, adalet, hele kadına iyilik veya ona değer verme değil, zulümdür. Dolayısıyla, ne kadının hak ve sorumlulukları bütünüyle erkeğinkinin aynısıdır, ne de, erkeğinki kadınınkinin aynısıdır. Çünkü, kadının hakları erkeğinkiler ile aynı olsaydı, bu durumda kadın, erkeğin kopyası olurdu.

İslam'da kadının eşsiz ve diğer sistemlerde hiç benzerliği olmayan bir konumu vardır
İslâm, din görünümlü bazı batıl inançlarda olduğu gibi, kadını şeytanın ürünü veya kötülüklerin tohumu olarak görmez. Kuran, erkeğe kadının egemen bir efendisi ve kadını da, erkeğin egemenliğine teslim olmaktan başka çaresi bulunmayan zavallı bir varlık olarak da yer vermez. Kadının içinde ruhu olup olmadığı sorusu hiçbir zaman ne İslâm'da, ne de Müslümanlar arasında tartışılmış bir mesele değildir. Ayrıca İslâm, menşe itibariyle semavî bile olsa, bazı dinlerdeki gibi, insanın işlediği "ilk günah"tan ve onun cennetten çıkarılmasından da kadını sorumlu tutmaz. Kur'an, bu konuda gayet açık olup, Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın o ilk sürçmeyi birlikte yaşadığını, hattâ sürçmede önceliğin Hz. Âdem'e ait bulunduğunu ve sonra yine ikisinin birden tevbe ve istiğfarla Allah'a yöneldiğini anlatır (Bakara/2:35-36; A'raf/7:19, 27; Tâ-Hâ/20: 117-123).

İslam'da kadının eşsiz, yeni ve diğer sistemlerde olmayan bir konumu vardır. Günümüzün demokratik toplumları bile, bu konuda İslâm'dan çok çok geridir. Bu toplumlarda kadının o kadar imrenilecek bir konumu yoktur. O, hayatını kazanmak için çok sıkı çalışmak zorunda kalmakta ve bazen erkekle aynı işi yaptığı halde, maaşı ondan daha az olabilmektedir. Belli bir özgürlüğe sahip ise de, bu, daha çok arzularını tatmin özgürlüğüdür ki, böyle bir özgürlük, gerçek insan fıtratının, selim aklın, insanlığın değişmez edebî değerlerinin ve herhangi semavî bir dinin kabûl edebileceği tarzda bir özgürlük değildir. Ayrıca kadın, demokratik toplumlarda bugünkü bulunduğu konuma gelebilmek için on yıllarca, hattâ asırlarca çaba sarf etmiştir. Öğrenme, çalışma ve kazanma haklarını elde edebilmek için acılı kurbanlar vermek ve en tabiî haklarının, hattâ gördüğü ve görmesi gereken hürmetin bir çoğundan vaz geçmek zorunda kalmıştır. Konumunu ruh sahibi bir insan durumuna getirmek için çok ağır bedel ödemiştir. Tüm bu pahalı kurbanlara ve acılı çabalara rağmen onun, Müslüman kadının sahip bulunduğu kadınlığa yakışır haklara sahip olduğu söylenemez.

Bugün modern dünyada kadına tanınan haklar, öyle birden tanınmış haklar değildir. Bilhassa dünya savaşlarının getirdiği iş gücü sıkıntısı, geçinmek zorunda kalan erkeksiz aileler, ekonomik ihtiyaçların baskısı kadını iş dünyasına ve sokağa çıkmaya zorlamış, ama bu çıkışla birlikte kadın belki ekonomik bir özgürlük elde etmiştir ama, kendisinin bilhassa fizikî cazibesinden faydalanmak isteyen bir takım sermaye çevreleri için ise tamamen istismar mevzuu bir alet haline gelmiştir. Piyasaya, pazara, eşyanın malî değerine katkıda bulunduğu ve erkeklerin nefsanî arzularına hizmet ettiği nisbette, dolayısıyla hayatının sadece bir anında surî ve sunî bir sevgi görmüş, hayatının her karesinde toplumdan, baba, kardeş, eş, evlât, "bacı", anne ve nine olarak erkeklerden ve toplumun tamamından gördüğü ve yerini başka hiçbir şeyin dolduramayacağı sevgi ve saygıyı büyük ölçüde yitirmiştir

İslamın kadına verdiği değeri daha iyi anlamak için, eski medeniyetlerdeki kadına bakış açısına bakalım.
Eski Yunanlılar'da Kadın


İnsan üzerinde bir yük
Yegane amacı kadın hizmetçi olarak evde hizmet etmek
Kadın pisdir, şeytani varlıklardan biridir
Yasal açıdan bir eşyadır, çarşıda alınıp satılabilinir
Medeni haklardan yoksundur, hürriyeti elinden alımıştır
Miras hakkı yoktur
Erkeğin izni olmadan kadın kendi malını harcama yetkisi yoktur
Boşama yetkisi yalnız erkeğe verilmiştir
Yangın ve yılanın sokmasının bir çaresi vardır, fakat kadının kötülüğünün çaresi yoktur
Eflatun, "Kadın elden ele orta malı olarak gezmeli"
Aristo, "Kadın yaratılışta yarı kalmış bir erkektir."
Yunan mitolojisinde ilk kadının ismi "Pandora"dır. Topraktan ve sudan yaratılmıştır. İnsanın başına gelen tüm bela ve felaketlerin sebebi bu kadındır. O, kötülüklerin kalpalı olduğu kağağı açmış ve bütün müsübet ve felaketleri dünyaya yaymıştır.
Fahşelerin evleri siyaset, sanat ve edebiyat merkezleri halindeydi.
Sanat adına çıplak heykeller ve aşk tanrıçaları yapılırdı.
Roma'da Kadın

Babanın kendi kız ve erkek çocuklarını ailesine kabul etme mecburiyeti yoktu. Çocuk doğumdan sonra, babasının ayakları önüne bırakılır, baba eğer onu kucağına alırsa çocuğu kabul etmiş sayılırdı. Kaldırmazsa onu kabul etmediği anlamına gelirdi.
Çocuk erkek ise isteyen onu alıp götürürdü, kız ise açlık ve susuzluktan ölüp giderdi.
Aile reisi çocuklarından dilediğini satar, istediğini aileden ihraç ederdi
Koca isterse karısını öldürebilirdi
Boşanma sistemi 520 yılına kadar bilinmiyordu
Kadınlar vatandaş değildir.
Eski Hind'de Kadın

Kadın köledir
Kadın kocası öldüğü zaman hayat hakkı yoktu, o gün ölmeliydi
Kadın 17.yüzyıla kadar kocasının cesediyle beraber yakılırdı.
Tanrıların hoşnut edilmesi için kadın kurban edilirdi
Hind hukukuna göre felaket, tafun, ölüm, cehennem, zehir, ejderha, ateş hiç bir zaman kadından daha kötü değildir.
Buda: "Eğer kadınları dinime kabul etmeseydim Budizm çok uzun zaman temiz bir şekilde devam ederdi. Bugün artık bu dinin uzun zaman yaşıyacağını zannetmiyorum. Zira bu dine kadın girmiştir."(Edyanu'l Hind 72)
Eski Mısır'da Kadın

Firavular devrinde kız kardeşlerle evlenirdi. Firavunlar tahtlarını başkalrıyla paylaşmamak için çoğu kez kız kardeşleriyle evlenmişler. Mısır halkı da Firavunlar gibi yapmışlardır.
Bâbil'de Kadın

Kadın evcil hayvanlar mesabesindedir
Biri bir adamın kızını öldürdüğü zaman o da kızını diğerine teslim ederdi. Teslim alan kişi kendi malı gibi kullanır isterse öldürürdü.
Eski İran'da Kadın

Mecusilerin devrinde kız kardeş ve anne gibi kan yakınlığının bir saygınlığı yoktu. Onlar kızkardeşleriyle evlenir ve bunuda teçvik ederlerdi.
Eski Rusya'da Kadın

Erkek ve kadına farklı hukuki muamele yapılırdı.
Fuhuış yapan, zina eden kadına çok ağır ceza verilirdi .Cinsel organları oyularak çıkarılırdı. Erkeklere böyle bir ceza verilmezdi.
Eski Çin'de Kadın

Kadın insan değildir.
Kadınlara isim verilmezdi, numara konulur, iki üç diye seslenilirdi.
Kız çocukları uğursuzluk sebebidir.
Kaynak ::
Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN

handsome85m@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın